eVrim

2007-07-08

Valla çok güzel müzik, dinlemeye doyamazsın...


Bir Amerikalı, bir Fransız, bir İspanyol ve bir İsviçreli bir araya gelmişler, bir grup kurmuşlar: Il Divo... Fıkra gibi oldu. :) Amerikalı tenor David Miller, Fransız pop şarkıcısı Sebastian Izambard, İspanyol bariton Carlos Marin ve İsviçreli tenor Urs Buhler' den nefis müzik ziyafeti. Ünlü pop klasiklerini opera yorumuyla seslendiriyorlar. Her dilden söylüyorlar, ingilizce, fransızca, ispanyolca, italyanca... 2004 yılında çıkardıkları ilk albümleriyle İngiltere’de altı ayda 1.4 milyon CD satarak Robbie Williams’ ı bir numaradan indirdiler. Herkese şiddetle tavsiye ederim.

2007-02-03

Bebek Taştemel :)

Dün, yani 02.02.2007 de Bebek (Efe Aziz) Taştemel dünyaya gözlerini açtı. :) Gerçi herkesi biraz fazla bekletti ama sonunda minik bedeni annesinin kollarında. Küçücük, minik, şirin bişey... :) Umarım hayatı boyunca sağlıklı ve mutlu olur, umarım etrafında onu seven birileri hep olur. Ve umarım sevdikleri de hep onunla olur. Minik böceğe uzun ve güzel bir hayat diliyorum... Darısı diğerlerinin (onlar kendini biliyor) başına. :)

2007-01-15

Pis hırsız...

Evimize hırsız girdi, gerizekalılar aldıkları şeylerin dışında utanmadan bi şişe şarapla çok sevdiğim çay tabaklarımı da almışlar. Ne gözü dönmüş insanlarmış bee, hayretler içerisindeyim. Bu kadar, yapacak bişey yok. :(

2006-12-11

Herkes gitmeli!


Geçtiğimiz Cumartesi günü, kedi olalı bi fare tutan :) arkadaşımız Fırat' ın vasıtasıyla yeni bir aktivite ile tanıştık: Mahşer-i Cümbüş. Oyuncuların seyircilerle etkileşim içerisinde doğaçlama yaptığı bir gösteri türü ve adına tiyatro sporu deniyor. Açık konuşmak gerekirse oyun ilk başladığında kendimi çocuk oyununa gelmiş bir yetişkin gibi hissettim. Fakat henüz oyun başlayalı 10 dakika bile olmamıştı ki bir sonraki hafta yeniden gelme planları yapmaya başladım. :)

Çok yetenekli 7 insan (6 sı oyuncu, 1 i müzisyen) sizin, bitmesini istemeyeceğiniz 2 keyifli saat geçirmenizi sağlıyor. Bir yandan kendinizi oyunun eğlencesine kaptırıyor, bir yandan da bu insanların yetenekleri karşısında hayrete düşüyorsunuz. İlk başlarda "aman beni farketmesinler, bana birşey sormasınlar" derken git gide çeneniz açılmaya başlıyor. Aslında anlatacak çok şey var ama anlatmak istemiyorum, başlıkta da dediğim gibi herkes gitmeli. Ben kısa bir cümleyle özetlemek istiyorum sadece: Çok eğlenceli! :)

2006-08-13

Tırtılın sonu pır pır kelebek!


Burayı ne kadar çok sevdiğimi anlatamam, kendimi köyümdeki akrabalarımı ziyarete gitmiş gibi hissediyorum. Bi gün çok da büyük olmayan hayalimi gerçekleştirebilirsem Faralya' ya yerleşebilirim. :)

14 Temmuz 2006 Cuma günü yolculuğumuz kalabalık bir ekiple başladı. İstanbul' dan 7 kişi (Tubik, Esen, Erdo, Volkan, Yücel, kocam ve ben) yola çıktık, Fethiye' de Pericik' le Güven ve de Eylem bize katıldı. Ordan bastık gittik Faralya' ya. Daha sonra da Deniz-Yeşim, Barış ve Emrah katıldılar. Curcuna gibi. :)

Bu tatil tamamen yayıp yatma üzerine kurulu oldu, vadiye sadece 1 kez indik, onun dışında Kabak' a, Ölüdeniz' e ve bir kez de tekne turuna katılmak için mekanımızdan ayrıldık. George House civarında yeni bir yer açılmış, zamanımızın çoğunu orada havuz keyfi yaparak ve patates yiyerek geçirdik. Bir de zabıta gibi tepemizde dolanan yusufcukların fotoğraflarını çekerek. :)

Fiziksel olarak yorucu bir tatil olsa da zihinlerimizi boşaltmamızda çok yardımcı oldu. Huzur dolu bir tatildi ve her sene olduğu gibi bu sene de dönmek istemedik. Geçen yaz balayındaydık ve tatilimizi George House' da geçiremedik ama bu yaz acısını çıkartmaya çalıştık.

Ordan ayrılırken ev halkı bize seneye 3 kişilik bir aile olarak gelmemizi söyledi, bakalım öyle olacak mı? :)) Karaburun ailesine sevgiler, sizleri çok seviyoruz. :)

2006-07-27

Ortaya karışık...


Efenim şöyle başlayalım; Ne zamandır ekipce bi piknik tutkusu almış yürümüştü bizi. Günlerce piknik piknik diye debelenip durduk ve nihayet Polonezköy' e doğru yola çıkabildik. Doluştuk Fuat' ın minibüsüne, ver elini piknik. :) Minibüsle de bi başka zevkli oluyor yani. Polonezköy' ü biraz geçtikten sonra henüz çok fazla el değmemiş, keşfedilmemiş, dere kenarında, ağaç gölgesinde bi yer bulduk kendimize ve yayıldık. Kırım Kongo kenesi korkusu eşliğinde yedik, içtik, at bindik. Binicilik sevdası da o gün başladı zaten. Meğer ne kadar zevkli bişeymiş. Zaten piknikden döner dönmez binicilik kurslarını araştırmaya başladım. Ve nihayet bi tane buldum, ilgilenenler için Ferhatbey Binicilik Atlı Spor Klübü adında bi yer buldum, henüz gidip görme fırsatım olmadı ama en kısa zamanda gitmek istiyorum...

Teyze oluyoruz biz; Burcu, Tuba, ben... Selocan' ımızın bi bebişi olacak, en az onun kadar heyecanlıyız. Henüz cinsiyeti belli değil ama sanırım 1-1.5 ay içinde belli olur. Bu vesile ile bir insanın gün içinde durmaksızın yemek yiyebilme kapasitesi olduğunu da anlamış oldum. Bu nasıl yemek yemek, şimdiden dobiş oldu bizim kız. :) Umarım sorunsuz bi hamilelik geçirirsin Selencim ve bebişin de sağlıklı bi şekilde dünyaya gelir...

2006-07-24

Anam çok uzun zaman olmuş...

Ne zamandır bloguma bakmıyordum, bugün bi de baktım ki pek çok zaman olmuş yazmayalı. Hatta bi arkadaşım mesaj bile göndermiş blogumu güncellemem için. Tabi bu arada yazılacak da çok şey oldu ama atladık işte hepsini. Mesela pikniğe gittik, biniciliğe merak sardım ama herhangi bir girişimde bulunmadım, çok yakın arkadaşlarımdan Selocan' ın bebişini öğrendik, Mersin' e gidip geldik, tatile çıktık...Tatil hariç hepsinin üzerinden zaman geçtiği için onlara azar azar özet şeklinde değinecem artık. Tatili de anlatırım. Gerçi İstanbul' a döneli henüz 2 gün oldu ama ruhumu oralarda bıraktığım için biraz geç kendime geliyorum, hatta hala gelebilmiş değilim. Bi ruhum bedenime yetişsin bakın neler anlatıyorum ben size. :)